1980 Sonrası Yaşanan Küreselleşme ve Türkiye’de Memur Sendikacılığı Üzerindeki Etkisi

Sendikacılıkta 1980 öncesi bir çok demokratik ülkede kamu çalışanlarının sendika kurma, üye olma ve toplu sözleşme yapma hakkı kabul edildiğinden kamu sektörü sendikalarının hem üye sayısında ve hem de sendika sayısında ciddi artışlar gözlemlenmiştir. Devletten beklentilerin artması, devletin büyümesi giderek devletin istihdam alanının da genişlemesine ve devlet çalışanlarının artmasına neden olmuştur.

Bu gelişme kamu kesimi sendikalarının hem daha güçlü ve hem daha saldırgan olmaları sonucu doğurmuştur. İsveç’te öğretmenlerin, Belçika’da doktorların, Hindistan’da demiryolcuların, Almanya’da hava trafik kontrolörlerinin, Amerika’da posta çalışanlarının geçmiş yıllarda sergiledikleri grevler, bu oluşumun sonucudur.

Devletin büyümesi ve küreselleşmenin yaşama geçmesi sonucu bir yanda memur sendikalarının ve kamu sendikacılığının nitelik ve nicelik olarak artmasını sağlarken, küreselleşme mavi yakalılar (işçi) sendikacılığında ciddi üyelik kayıplarına neden olmuştur. Kamu sektörü sendikacılığı güçlenirken, özel kesimin çalışanlarını örgütleyen işçi sendikalarının üye kayıpları nedeni ile güç kaybetmesi günümüz endüstriyel ilişkilerinin önemli bir sorunu olarak devam ediyor.     

Dünyada sendikacılık (Türkiye’de kamu sendikacılığı hariç), Keynesyen iktisat politikalarının uygulandığı 1945-1973 arası dönemde ekonomik, siyasi ve sosyal etkinlikleri bakımından “altın çağı”nı yaşasa da  Petrol krizi ile sonuçlanan altın çağ, ortaya çıkan ekonomik durgunluk ve artan işsizlik olgusu, öncelikle gelişmiş ülkeleri yeni ekonomi politika arayışına itmiş; bu bağlamda talep yönlü Keynesyen politikalar terk edilerek sıkı para, yüksek faiz, düşük ücret, özelleştirme ve sosyal harcamaların sınırlandırılması gibi gerek sosyal devlet anlayışına, gerekse sendikacılığa bir dizi olumsuzluk getiren arz yönlü “neoliberal politikalar” uygulanmaya konulmuştur. Bu bağlamda, endüstri ilişkileri sisteminin aktörlerinden biri olan sendikacılığın, ekonomik, sosyal ve siyasi yapıdaki köklü değişikliklerle etkileşim içinde olduğu gerçeği göz önüne alındığında 1980 sonrası dönemde etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur.

1980 sonrası benimsenen neoliberal ekonomi politikaları, keza küreselleşme döneminde ortaya çıkan çalışma modelleri (esnek çalışma vb.), yeni üretim ve yönetim teknikleri, uluslararası acımasız rekabet gibi değişkenlerle sendikacılık yeni bir döneme girmiştir. Bu manada, 1980 sonrası neoliberal politikalara geçilmesi, çok boyutlu küreselleşme sürecinin ortaya çıkması pek çok alanı etkilediği gibi “sendikal yapıyı” da form ve fonksiyon bakımından derinden etkileyerek sendikacılığı değişim ve dönüşüme zorlamıştır.

Sendikacılık, 1980 sonrası yeni dönemde, geleneksel mesleki ve ekonomik faaliyetlerinde değişen koşullara uyum sağlayabilmek adına örgütsel yapılanmasını, hak aramada mücadele yöntemlerini, siyasi partilerle ilişkilerini gözden geçirmek durumunda kalmıştır. Sendikaların üye sayısının ve pazarlık gücünün azaldığı bu dönemde, siyasi partilerle “bağlantı kayışı” türü ilişkilerden kaçındığı, “mücadeleci sendikacılıktan” “uzlaşmacı sendikacılığa” yöneldiği tartışmalarını da ortaya çıkarmıştır.  Dolayısıyla sendikacılığı 1980 sonrası sadece ekonomi politikalarındaki değişiklik etkilememiş, çok boyutlu yapısıyla “küreselleşme süreci” de etkilemiştir. Özellikle 2000’li yıllar sonrasında ise; “Mücadeleci sendikacılık”tan hem “savunmacı” hem de “uzlaşmacı/ işbirlikçi sendikacılığa” evrilmiştir.

Sebepleriyle ve etkileriyle küreselleşme, 1980’leri takip eden 20 yıllık dönemde uluslararası düzeyde meydana gelen bütün iktisadi, sosyal, siyasi ve kültürel gelişmeleri izah etmek için kullanılan terimdir. Politikadan akademiye, iş adamından sendikacıya herkesin kendi dünyasını ilgilendiren bütün olaylarda “sebepleri” veya “sonuçları” açıklanmak için küreselleşmeyi referans olarak kullanmaya başlaması küreselleşmeyi; karmaşık, sınırları çizilmesi zor ve anlaşılması güç bir terim haline getirmiştir. Küreselleşme kimine göre “bütün iyiliklerin” kimine göre “bütün olumsuzlukların “ kaynağı olarak gösterilmesi karşıt görüşler arasında keskin yaklaşım farklılıkları olması küreselleşmenin anlaşılmasını güçleştiren bir başka unsur olmuştur. Ancak, şurası da bir gerçek ki küreselleşme; “lehinde veya aleyhinde”, “karşıt veya taraftar”;  “olumlu veya olumsuz” değerlendiren herkesin göz ardı edemeyeceği, hiç kimsenin inkar edemeyeceği bir olgu, bir süreçtir. Çünkü:

-Küreselleşme iktisadi alanda ortaya çıkan bir olgu olarak başlamakla birlikte zaman içinde sosyal, politik ve kültürel boyutu ile öne çıkmıştır.

-Dünyanın neresinde olursa olsun, gelişme seviyesi ve siyasi rejimi ne olursa olsun, zengin-fakir, büyük-küçük bütün ülkelerin yakından ilgilendiren bir öneme sahip olmuştur.

-Küreselleşmenin politik ve kültürel boyutu, küreselleşme ile ilgili ideolojik görüş farklılıklarına yol açmıştır.     

Küreselleşmenin eşitsizlikleri artırdığına yönelik çok sayıda ve farklı kriterlerle oluşturulmuş verileri vardır ve bunlardan bir kısmı Dünya Bankasına aitken bir kısmı da Birleşmiş Milletlere aittir. Bu dönemde artan işsizlik ve gelir dağılımdaki bozulma yoksulluk sorununu derinleştirmiştir. ILO’ya göre küreselleşmenin insanlara doğdukları yaşadıkları yerde yeterli istihdam imkanı ve ekonomik fırsatlar sağlamamış olması ülke içi göçünü ve uluslararası göçünü artırmaktadır.

-Birleşmiş Milletlere göre, küreselleşme küresel bütünleşmenin ve karşılıklı bağımlılığın artmasıdır. İktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel boyutları çok yönlü olan bir olgudur.

-Uluslararası Çalışma Örgüt-ILO, kurum olarak, sosyal alana yönelik etkilerini öne çıkararak küreselleşmenin illeri sürülen olumlu sonuçları yanında toplumlar ve ülkeler arası eşitsizliği artıran, sosyal sorunları derinleştiren etkileri de olan bir süreç olarak tanımlanmıştır. ILO’ya göre küreselleşmeden beklenen olumlu sonuçların alınması sürece müdahale edilerek iyi yönetilmesi ile mümkün olacaktır. Küreselleşme kendiliğinden olumlu sonuçlar doğuracak bir süreç değildir. ILO , küreselleşme ulus devletlerin kendi içinde ve aralarındaki eşitsizlikleri artırmakta, ekonomik küreselleşme sürecinin yarattığı kazançların ve kayıpların bölgesel bloklar, devletler, toplumlar ve insanlar arasındaki paylaşımı adil olarak gerçekleştirmemektedir.

Küreselleşme sürecinde ulus devletin değişimi, sosyal devletin de değişimini beraberinde getirmiş ancak bu değişim sosyal devlet anlamından geriye gidiş şeklinde ortaya çıkmıştır. Özelleştirme uygulamaları başta olmak üzere kamu kesimini küçültmeye yönelik ekonomik politikaları kamunun küreselleşme öncesi uyguladığı cömert ücret politikaları, güçlü sendikacılık, geniş sosyal haklar ve iş güvencesi uygulamalarından oluşan sosyal devlet uygulamalarını zayıflatmıştır.  Kamunun sosyal harcamalarındaki artış durmuş yüzde 30 lar seviyesinde sabitlenmiştir. Ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler bu seviyelere gelmeden sosyal harcamalarda kısıntılara başlamıştır. Kamu sosyal güvenlik programlarının sağladığı koruma garantisinin kapsamı daraltılmış, seviyesi düşürülmüş, ilave garanti isteyenler için özel sosyal güvenlik (sigorta) sistemi önerilmiştir. Çalışma hayatında pazarlık gücünü emek aleyhine değiştiren toplu ilişkiler ve sözleşmeler olmaya başlamıştır.

1980 sonrası gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerce benimsenen neoliberal politikalar, devletin endüstri ilişkilerindeki “işveren rolü”nü “özelleştirmeler” yoluyla en aza indirgeyerek sendikaları kolay örgütlenme imkanından yoksun bırakmıştır. Dolayısıyla sendikal örgütlenme için en elverişli olan “kamu sektürü”nün daralması sendikacılığa sayısal bakımdan güç kaybettiren unsurlardan biri olmuştur. Yüksek ücret, istihdam güvenceli ve sendikalı toplu sözleşmeli kamu iş yerlerinin özelleştirilmesi (Örn. KİT), kamu kurumlarında uygulanan satın alınan hizmet alımı (ücretli öğretmenlik, okul aile birlikleri tarafından aşınan temizlik görevlileri ve İŞ-KUR) gibi uygulamalar sendikalaşma oranlarını ve toplu sözleşme kapsamındakilerin sayısını önemli ölçüde düşürmüştür.  Kamu ve özel sektördeki taşeronlaşma uygulamaları doğrudan sendikalaşma, toplu pazarlık ve toplu sözleşme sistemini olumsuz etkileyerek sendikaları güçsüzleştirmiştir. Çalışma şekillerinde yaşanan bu köklü değişiklik, üye sayılarında azalmayla birlikte, sendikacılığın temel yapılarında biri olan toplu pazarlık düzeninde değişimlere neden olmuştur. Küreselleşme sürecinde sendikaların zayıflaması sistemin işleyişini çalışanlar aleyhine değiştirmiş, böylece, toplu pazarlık ve toplu sözleşme etkinliğini azaltmıştır.

1980 sonrası sendikacılıkta yaşanan değişimi “Değişen Koşullarda Sendikacılık” adlı eserinde ele alan Meryem Koray da ortaya çıkan yapısal değişikliklere dikkat çekmiştir: “1970’lerin ortalarından itibaren gelişmiş ülkelerde yaşanan yapısal değişiklikler sendikaların siyasal, toplumsal rollerini ve pazarlık mücadelesinde pazarlıkların yapısını ve kurallarını da değiştirmiştir. Neticede, 1980 öncesinin sınıf dayanışması, toplu çıkarlar ve toplu mücadele gibi kavramlara ve politikalara dayalı sendikacılık, yeni dönemde değişime ve dönüşüme zorlanmaktadır.” (Koray, 1994: 3-4).

Uluslararası literatürde de aynı bağlamda tespitler yer almıştır. Bellamare ve arkadaşları 1980 sonrası sendikacılıkta yaşanan değişim ve dönüşümün nedenlerini daha da somutlaştırarak detaylandırmıştır: “Yapısal faktörler, piyasaların küreselleşmesi, yeni teknolojiler, istihdam şekillerindeki değişiklikler, neoliberal hükümetlerin iktidara gelişi, bu hükümetlerin sendika karşıtı mevzuatı kabullenmeleri ve yeni işletme stratejileridir (Bellamare-Gravel-Briand-Valeé, 2006: 192). 

Sendika-siyaset, sendika siyasi parti ilişkisi nasıl başladı? Sendikaların siyasal iktidarları etkileme gücü nedir? Gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde sendikaların siyasal faaliyet alanı nasıl belirginleşmiştir? Sendikacılık anlayışı kaç gruba ayrılır ve önemleri nelerdir?

Sendikaların Siyaset İlişkisi ve Siyasetin Memur Sendikacılığındaki Etkileri (1) başlığı altında bu sorular cevabını bulacaktır.

Görüşmek dileğiyle…

YAZI DİZİSİ

1-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (1)

2-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (2)

3-Toplu Sözleşmede Aşılmayan Yasal Engeller Toplu Sözleşme Özerkliği ve Sendikaların Taraf Sorunu

4-Toplu Sözleşmenin Şekli, Arabulucu Sorunu, Süre Sorunu, İş Kolu ve İşveren Temsilcisi Sorunu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Social profiles

Yazı Arşivi

Kategori yazıları