Toplu Sözleşmede Aşılmayan Yasal Engeller Toplu Sözleşme Özerkliği ve Sendikaların Taraf Sorunu

Çoğulcu demokratik bir toplum olmanın kaçınılmaz sonucu toplum içinde ortak çıkarları olan ve ortak değerleri savunanların örgütlenmesine olanak tanımaktır. Çoğulculuk sivil toplum örgütlerinin varlığına kaçınılmaz olarak gerek duyar.

Kamu kesimi çalışanları, toplumun en duyarlı hizmet veren bölümlerinde önemli görevleri üstlenmiş kimselerdir ve varlıkları o toplum için son derece önemlidir. Bu kesimin mavi yakalı çalışanlara oranla daha eğitilmiş ve daha çok sorumluluk taşıdığı açıktır. Kamu görevlilerinin tam anlamıyla ve de tüm yönleriyle sendika kurma hakkına kuşku ile yaklaşmak, çağdaş, demokrat, ve şeffaf devlet anlayışı ile bağdaşan bir davranış olarak kabul edilemez. Türkiye uzun yıllar tutucu ve kuşkucu bir kimlikle, kamu çalışanlarının örgütlenme özgürlüğü hakkına sıcak bakmamıştır. 1961 Anayasası’nın göreceli özgürlük ortamında 624 sayılı yasa ile yaşama geçebilen memur sendikacılığı, devleti yönetenlerin dar dünya görüşleri sonunda kapatılmış ve kamu görevlilerine sendika kurma hakkı yıllarca gündeme gelmemiştir. Bu ve benzeri davranışı nedeniyle Türkiye uluslararası platformlarda acımasızca sorgulanmıştır. Bu baskılar sonunda gönüllü olmasa da 1998 yılında kamu görevlilerinin sendika kurma hakkındaki yasa tasarısını TBMM’ne göndermek zorunda kalmıştır. Bu tasarının incelemesi de göstermektedir ki hükumet kamu görevlileri için grevli ve toplu sözleşmeli özgür bir örgütlenme hakkı değil, kısıtlı, danışma işlevini yerine getirecek dernek motifleri ağır basan bir sendikacılık modeli düşünmüştür. 2001 yılında 4688 sayılı Kamu Sendikaları Kanunu, nihayetinde 2012 yılında da mevcut kanuna Toplu Sözleşme maddeleri eklenerek böylece memur sendikacılığı şekillendirilmiş oldu.

Değişen kanun ve eklenen maddelerle toplu sözleşmenin muhtevası;

Toplu görüşmeden toplu sözleşmeye geçiş yapılmasındaki asıl amaç neydi? Toplu sözleşme memur için ne anlam ifade ediyor? Sendikalara üye olanlar ile üye olmayanlar arasındaki fark nedir? Toplu pazarlık nedir, toplu sözleşme nedir? Toplu sözleşmede yasal sınır sorunu memura hangi anlamda engel çıkarmaktadır? Toplu sözleşme özerkliği neden önemli? Toplu sözleşme çerçevesi çizilirken siyasi partiler (muhalefet partileri dahil), uzman kuruluşlar ve kamu sendikacılığından çok daha fazla tecrübeye sahip işçi sendikacılığı temsilcilerinden yararlanıldı mı? Ne kadar özgürlükçü bir tutumla Kanun hazırlandı?

Kamu çalışanlarına toplu sözleşme yapma yetkisi Anayasa’nın iki maddesinde (53/128) yapılan değişiklikle düzenlenmiştir. Anayasa madde 53’ün ilk iki fıkrası dışındaki fıkralar değiştirilmiştir. Yine Anayasa madde 128/2. fıkrasına ise “Ancak mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” ifadesi eklenmiştir. Bu düzenleme kamu çalışanlarının toplu sözleşme yoluyla mali ve sosyal haklarını geliştirmelerinin önünü açmıştır.

Anayasa değişiklikleri temel bir takım düzenlemeler getirmesine rağmen yasal düzenlemelerde toplu sözleşme açısından önemli kavramların açıklığa kavuşması gerekmekteydi. Yasal düzenleme, 12 Eylül 2010 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri referandumunda memurlara grev hakkı içermeyen toplu sözleşme hakkı verilmesinden 19 ay sonra 4688 sayılı yasada değişiklik yapılmasına dair 6289 sayılı kanun olarak 4 Nisan 2012 tarihinde TBMM’de kabul edildi. 6289 sayılı kanun yerine müstakil (bağımsız) bir yasa çıkarmak daha yararlı olacaktı. Ancak mevcut yasada değişiklik yapmak suretiyle memurlara grevsiz toplu sözleşme hakkı getirildi. 6289 sayılı kanunla toplam 33 maddede bu yönde değişlikler yapılmıştır.

Toplu sözleşme öncesi toplu görüşme uygulamasında, Kamu İşveren Kurulu ile hizmet kollarında yetkili kamu görevlileri sendikaları ve bağlı bulundukları konfederasyonlar arasında toplu görüşmeler yapılıyordu. Toplu görüşmelerin en geç on beş gün içinde sonuçlandırma zorunluluğu vardı. Bu süre içinde anlaşmaya varılırsa, düzenlenen mutabakat metni taraflarca imzalanıyordu. Toplu sözleşme sisteminde geçilmesiyle bu süre bir aya çıkarıldı ve Bakanlar Kurulu Onayı zorunluluğu ortadan kaldırıldı. İlgili tarafların anlaşması halinde başka bir makamın onayına gerek kalmadan alınan nihai kararlar yürürlüğe girmiş olacak. 

Toplu sözleşme kavramı, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, Toplu sözleşme hakkının kapsamı, yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü ile emeklilere yansıtılması gibi önemli konular açıklığa kavuştu. Kanunla, bağlayıcı olmayan toplu görüşme yerine toplu sözleşme getirildi. Kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları toplu sözleşme ile belirlenecek. Toplu sözleşmede uzlaşmaya varılmaması halinde Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvurulabilecek. Toplu sözleşme primi, toplu sözleşme ikramiyesi adını aldı. Toplu sözleşme ile, kamu görevlilerine uygulanacak katsayı ve göstergeler, aylık ve ücretler, her türlü zam ve tazminatlar, ek ödeme, toplu sözleşme ikramiyesi, fazla çalışma ücreti, harcırah, ikramiye, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, cenaze giderleri, yiyecek ve giyecek yardımları, diğer mali ve sosyal haklar toplu sözleşme kapsamına alındı. Sendika üyeleri kamu görevlileri toplu sözleşme hükümlerinin tamamından, sendika üyesi olmayan kamu görevlileri ise toplu sözleşme ikramiyesi hariç toplu sözleşme hükümlerinden yararlanabilecek. Toplu sözleşmede belirlenen aylık ve taban aylık katsayıları, emekli olanların emekli maaşlarına da yansıtılacak. Kamu görevlilerinin genelini ve hizmet kollarını ilgilendiren bölümler halinde toplu sözleşme imkanı sağlandı. 

Ancak yasa yapım sürecinde siyasi partilerden (muhalefet partileri dahil), uzman kuruluşlarından ve işçilerin 50 yıldır kullandığı toplu iş sözleşmesi hakkının birikiminden yararlanılmadı. Bu bilgi birikimi “işçileri ve memurlar faklı statüdeler” denilerek dikkate alınmadı. Oysa uygulamada, doktrinde ve yargı kararlarında önemli bir birikim oluşturmuş işçi sendikalarının toplu sözleşme düzeninden yararlanılmalıydı.

Kavramsal olarak, toplu iş hukukumuzda işçiler “toplu iş sözleşmesi” yapmaktadır. Kamu çalışanlarına içinde iş geçmeyen “toplu sözleşme” yapma yetkisi getirildi. Kamu çalışanları “hizmet” ürettikleri için içinde iş olmayan “toplu sözleşme” kavramı getirildi. Toplu sözleşme çalışanlarla işverenin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla yaptıkları sözleşmelere denir. Toplu pazarlık ise toplu sözleşmeyi, yapılma süreçlerini, görüşme ve uygulamalarını da içine alan daha geniş bir kavramdır. Bir anlamda toplu sözleşme devletin tek taraflı olarak ya da keyfi biçimde ücret ve çalışma şartlarını belirlemesi anlamını taşımaktadır. Aslında, toplu sözleşmeler çalışma ilişkileri içinde “hukuk kurallarını oluşturma” erkine sahip olması gerekiyor. Toplu sözleşme göz ardı edilirse, yasaların çizdiği sınırlar içinde kalan sınırlı pazarlık söz konusu olur. Hukuk Genel Kurulu bir kararında “Toplu iş görüşmelerinin normatif hükümlerinin, objektif hukuk kuralı olduğu ve maddi anlamda kanun olduğunu” söylemiştir. Buna rağmen kamu çalışanlarının toplu görüşme müzakereleri sırasında “toplu sözleşme hükümlerinin hukuk kuralları oluşturma erkine” sahip oldukları yeterince dikkate alınmadı. Sınırları çizilmiş bir toplu sözleşme düzeni toplu pazarlık mantığına da aykırıdır. Bu durum yasa yapım sürecinde dikkate alınmadığı için müzakerelerde de tartışmalar yaşanmaktadır. Memurların, işveren heyeti ile yaptığı toplu sözleşme görüşmelerinde sendikalar tarafından getirilen birçok teklif, yasanın sınırları dolayısıyla işveren tarafından pazarlık konusu yapılmadı.        

Toplu sözleşmenin muhtevasını taraflar serbestçe karşılaştırabilirler. Bu durumun istinası tarafların belirlediği muhtevanın emredici kamu düzeni hükümlerine aykırı olmamasıdır. Toplu sözleşme özerkliği, tarafların ücret ve çalışma şartlarını özgürce düzenlemeleridir. Eski 2822 sayılı Toplu İş Görüşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu (TİSGLK) 5. maddesi sözleşmelerde hangi hükümlerin olmayacağını sıralayarak bunu dışında kalan tüm konularda müzakere edilebileceğine izin vermekteydi. Yeni bir yasa olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu Sözleşmesi Kanunu’nun 33 ncü maddesinin 5 inci fıkrası ise “Toplu iş sözleşmeleri ve çerçeve sözleşmeler, Anayasa ve kanunların emredici hükümlerine aykırı düzenlemeler içeremez” demek suretiyle toplu iş sözleşmelerinde burası çok önemli “nelerin olmaması” gerektiğini belirtmektedir. Memurlarda ise tersi bir düzenleme yapılarak, toplu sözleşmelerdenelerin görüşüleceği” düzenlendi. Toplu sözleşme görüşmelerinde hangi konuların kapsam içinde olacağının yasa metninde yer alması, çalışanların haklı taleplerinin reddedilmesine neden olacaktı. Nitelim süregelen müzakerelerde memur sendikaların birtakım talepleri “yasa buna izin vermiyor” demek suretiyle kabul görmüyor.

Kamu çalışanları açısından yeni yasada toplu sözleşmelerin özerkliği önemli bir tartışma alanı olarak devam ediyor. Toplu sözleşme düzeni içinde önce çerçeve bir sözleşme yapmak, daha sonra memuru toplu sözleşme masasında temsil eden sendikaların sözleşme yapma fikri toplu sözleşme özerkliği bakımından uygun görülmemektedir. Anayasa mahkemesi 1976 yılında oy birliği ile verdiği kararda, toplu iş sözleşmelerine tavan (üst sınır) getiren yasa hükümlerini Anayasa’ya aykırı bulmuş ve yasayı iptal etmiştir.  (Anayasa Kararı, 9.12.1976,  E.976/34, K.976/52 Resmi Gazete 15.03.1977, 15879 sayı) tarafların serbestçe belirleyeceği ücret artışlarını sınırlandıran bir yasal düzenleme Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Ayrıca özgür bir toplu pazarlık düzeninde sadece parasal konular müzakere edilmez. Çalışanların çalışma şartlarının düzenlenmesi, sosyal ve kültürel haklarının geliştirilmesi de toplu pazarlık kapsamında yer alır. Mevcut düzenlemede sözleşmenin kapsamı “mali ve sosyal haklar” olarak sınırlandırılmıştır.    

Memur sendikacılığı açısında yapılan son düzenleme ile yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Düzenleme memur sendikal hareketi açısından müspet birtakım yenilikler getirirken, menfi yönleriyle devletin memur sendikacılığına sınırlar çizerek geleneksel reflekslerini devam ettirdiğini görüyoruz. Zira özgür toplu pazarlık sisteminde toplu sözleşmelerin özerkliği vardır ve kapsam açısından sınırlamalara tabi tutulmaz. Ancak mevcut düzenleme özellikle toplu sözleşme mantığı ve uygulamaları açısından çeşitli sınırlamalarla özgür toplu pazarlık ilkesini ihlal etmektedir. Toplu pazarlık sisteminde önemli bir ilke olan “toplu sözleşmenin tarafları” konusunda da sorunlar yaşanmaya devam edecektir. Zira yetkili sendika olmayan Konfederasyonların toplu sözleşme görüşmelerinde olması sendikal rekabet gereği bir taraftan kargaşaya neden olabileceği gibi diğer taraftan “toplu sözleşmelerde taraf” sorununun devam etmesine neden olacaktır. Toplu sözleşme görüşmelerinde tüm sendikaların bir arada müzakere yapmaları ve sürenin bir ay ile sınırlandırılması ise, özgür toplu toplu pazarlık ilkesinin bir başka ihlalidir. Yeni düzenleme ile bazı düzenlemeler yapılsa bile memur sendikal hareketi açısında halen önemli eksikler bulunmaktadır. Bu bakımdan toplu sözleşmenin tüm sosyal taraflarının üzerinde kafa yorması gereken en önemli konu “grevli toplu sözleşme” mantığıdır.

İş kolları ve temsil sorunu devam ediyor iken, düzenlendiği taktirde hangi hallerde memura sorun oluşturmaz? Her iki yılda bir yapılan toplu sözleşme için yapılan görüşmelerde toplantı oturum sayısı yeterli midir? Toplu Sözleşme taleplerini görüşmek için bir aylık müzakere süresi yeterli midir? Tekliflerin sunumunda yeterli süre bulunuyor mu? Müzakereler için uzman kuruluşlardan destek alınıyor mu?

Toplu Sözleşmede İş Kolu ve İşveren Temsilcisi Sorunu başlığı altında bu sorular cevabını bulacaktır.

 Görüşmek dileğiyle…

YAZI DİZİSİ

1-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (1)

2-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (2)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Social profiles

Yazı Arşivi

Kategori yazıları