Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (2)

Günümüzde devlet ve yerel yönetimlerde çalışan memurların sendika kurma ve toplu sözleşme yapmak hakları giderek kabul edilen bir görüş olmaya başlamışsa da bu haklar uzun süre ciddi itirazlara uğramışlardır. İtiraz edenler genellikle devlet memurlarının devlete bir sadakat borcu olduğu ve sendikalaşma olgusunun ortaya bir sadakat çatışması çıkaracağı savına dayanmışlardır.

Uzun yıllar hiç kimsenin veya hiç bir örgütün kamu hizmeti gören ve bu hizmetin sürekliliğinden sorumlu olan devlete memurların nasıl çalıştırılacağı ve aylıklarının nasıl ödeneceğine ilişkin koşul öne süremeyeceği görüşü kabul edilmiştir. Devlet varlık nedeninden dolayı yetkilerini kendisi kullanmak ve bu yetkileri başkasına teslim veya temsil hakkı vermemek durumundadır. Konu çok önemlidir ve egemenlik kavramı ile ilgilidir. Meydan Larousse Ansiklobedisi egemenlik kavramını, “milletin ve onun tüzel kişisi olan devletin haiz olduğu yetkilerin tümü” olarak tanımlamaktadır. Egemenlik bağımsız bir devletin sahip olduğu mutlak ve vazgeçilmez güçtür. Bu bağımsız, mutlak ve vazgeçilmez gücün sahibi olan kişi, kurul veya devlet egemen varlık olarak anılmaktadır.

Egemenliğin gerçek sahibi halktır fakat pratik nedenlerden dolayı bu hak onlar adına devleti temsilen kurulmuş olan hükumetler tarafından kullanılır. Daha geniş bir yaklaşımla egemenliği temsil eden devlet bu erki yasama, yürütme ve yargı organları aracılığıyla kullanır, yasa çıkarır, bu yasalara uyulmasını ve böylece toplum olarak yaşamanın devamlılığını sağlar. Devlet memurlarının sendika kurma hakkı ve bunun kaçınılmaz sonucu olan toplu iş sözleşmesi yapma hakkı hükumetlere ve yerel yönetimlere bazı koşullar kabul ettirmeyi öngöreceğinden, bu husus devletin egemenlik hakkına açık bir müdahale olarak görülmüştür. Öte yandan devlet memurunun, bir parçası olduğu devlete karşı bir sadakat borcu vardır. Toplu sözleşme veya grev hakkı ister istemez beraberinde çalışma koşullarının devlet ile birlikte belirlenmesi koşulunu da getirecektir. Bu da doğal olarak devlet memurunun sadakatinin devlet ile sendika arasında bölünmesine ve egemenlik kavramının, giderek devletin ciddi bir yara almasına sebep olacaktır. Bu güç egemen olanın elinde biçimlenen bir güçtür ve hiçbir şekilde terkedilemez, başkasına verilemez, ve başkası ile bölüşülemez anlayışıyla kamuda sendikalaşmayı epeyce geciktirmiştir.

Ülkemizde de kamu sendikacılığının uzun olmasa da tarihsel süreç içinde memur sendikal hareketinin gelişim sürecine kısa olarak bakmakta yarar olacaktır.

Kamu görevlilerine sendikalaşma hakkı ilk olarak 1961 Anayasası’nın 46. Maddesi ile tanınmıştır. Kamu görevlilerin örgütlenmesi için Anayasa değişikliği yeterli değildi. Örgütlenme imkanına 1965 yılında çıkarılan 624 sayılı Devlet Personel Sendikaları Kanunu ile kavuşulmuştur. Memurların örgütlenme özgürlüğü hakkını kullanması çok kısa olarak sadece 6 ay sürmüştür. 1971 askeri muhtırasıyla yapılan Anayasa’da değişikliği ile bu Kanun yürürlükten kaldırılmış ve kamu sendikacılığı akamete uğramıştır. Ülkede hemen hemen her 10 yılda bir yaşanan darbelerden dolayı sendikaların faaliyet alanları daraltılmış ve örgütlenme özgürlüğü verilmemiştir. Kamu görevlilerinin sendikalaşması açısından 1990’lı yıllar önemlidir. Sendikal hakların kaynağını oluşturan uluslar arası belgeler onaylanarak kamu görevlilerine örgütlenme hakkının tanınmasının yıllar öncesinden benimsenmiş olunmasına ve 1980’li yılların sonlarından itibaren çok sayıda kamu görevlileri sendikasının kurulup çeşitli etkinliklerde bulunmasıyla fiili bir durum oluşmuş bulunmasına rağmen, konunun yasal bir temele oturtulması olanaklı hale gelmemiştir. Ülkemizin de taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Avrupa Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı gibi uluslar arası metinler ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun onayladığımız 87, 98 ve 151 sayılı Sözleşmelerinde memurlar dâhil tüm çalışanların sendikal örgütler kurmaları, bu sendikalar ile üst kuruluşlarının amaçları doğrultusunda etkinliklerde bulunabilmeleri kabul edilmiştir. Böylece üyesi olduğumuz Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO olmak üzere yargı uyuşmazlıkları sebebiyle zorda olsa örgütlenme imkanı getirilmiştir. Nihayet 23 Temmuz 1995 tarihinde Anayasa’nın 53. maddesinin 2. ve  3. Fıkraları arasına yeni bir fıkra eklenmiştir. Bu fıkra ile kamu görevlileri sendikalarının kurulması ve toplu görüşme ile üyeleri adına yargı mercilerine başvurma hakkı verilmiştir. Aradan 6 yıl geçtikten sonra önce Anayasa’nın 51. Maddesinde yapılan değişiklik ile sendika hakkı sadece işçiler için değil tüm çalışanlar için yeniden düzenlenmiştir. Sonunda memurlar için ciddi adım atılarak, 25 Haziran 2001 tarihinde hala yürürlükte olan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu çıkarıldı. Memur sendikacılığının yasaklanması üzerinden tam 30 yıl geçtikten sonra memur sendikacılığı böylelikle yeniden yasal zemine kavuşturuldu. Bu yasa birçok açıdan kamu çalışanlarını tatmin etmemiştir. Çünkü yasa toplu sözleşme yerine toplu görüşme hakkı getirmekte ve grev hakkını içermemektedir. Memurların toplu sözleşme ve grev talebi Kanun çıkarıldıktan sonra da sürekli olarak devam etti. Kanun’da birkaç kez değişiklik yapılmasına rağmen memur sendikacılığının sorunlarını çözmeye yetmedi. 12 Eylül 2010 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri referandumunda memurlara grev hakkı içermeyen toplu sözleşme hakkı verildi. Anayasa değişikliği kamu çalışanlarının toplu sözleşme yetkisini kullanabilmesi için yasal düzenleme gerekliydi. Yasal düzenleme ise aradan 19 ay geçtikten sonra (uzun sayılabilecek bir zaman) sonra, 4 Nisan 2012 tarihinde, TBMM’de kabul edildi ve 11 Nisan 2012 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Son düzenleme ile mevcut kanunun yeni ismi “4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu” oldu. Kanunda yer alan “toplu görüşme” lafzı yerine “toplu sözleşme” eklenmiştir. Bu düzenlemeler ile memur sendikacılığında yeni bir döneme girildi.

Ülkemizde sendikal hakların kullanması için yasal düzenlemelerin yapılmasının da yeterli olmadığını tecrübe ettiğimiz uygulamalardan bilmekteyiz. Çünkü pratikte kamu görevlilerinin örgütlenmesine müspet bakmayan bürokratik yapının varlığı bilinen bir gerçek. Sendikal hakların kullanılması için öteden beri var olan bu “zihni engellerin” de aşılması gerekiyor. Kamu çalışanlarının sendikalaşması ve sözleşme hakkının kullanılmasına çok sıcak bakmayan kamu otoritesi geleneksel reflekslerini yasa yapma süreçlerinde de gösterdiler. Mevcut Kanun ve çıkarılan birçok genelge uygulamasında aksaklıklar yaşandığı, kamu görevlileri sendikaları ile kamu yetkilileri arasında çeşitli sorunlar yaşandığı, bazı düzenlemeler yapılmasına rağmen sorunların devam ettiğini gözlemlemekteyiz. İlaveten toplu sözleşme müzakereleri sırasında da bu olumsuz bakışın ve geleneksel refleksin devam ettiğini ve kolayca terkedilmeyeceğini de müşahede etmiş olduk. Memurlara toplu sözleşme getiren yasa yapım süreci, yasanın neler getirdiği ve toplu sözleşme müzakerelerini birlikte ele almak memur sendikacılığında yeni durumu ele almamıza yardımcı olabileceği gibi memur sendikal hareketinin geleceğine ilişkin neler yapılması gerektiği konusunda da bazı önerileri tartışmaya açmıştır.

Toplu görüşmeden toplu sözleşmeye geçiş yapılmasındaki asıl amaç neydi? Toplu sözleşme memur için ne anlam ifade ediyor? Sendikalara üye olanlar ile üye olmayanlar arasındaki fark nedir? Toplu pazarlık nedir, toplu sözleşme nedir? Toplu sözleşmede yasal sınır sorunu memura hangi anlamda engel çıkarmaktadır? Toplu sözleşme özerkliği neden önemli? Toplu sözleşme çerçevesi çizilirken siyasi partiler (muhalefet partileri dahil), uzman kuruluşlar ve kamu sendikacılığından çok daha fazla tecrübeye sahip işçi sendikacılığı temsilcilerinden yararlanıldı mı, ne kadar özgürlükçü bir tutumla Kanun hazırlandı?

Toplu Sözleşmede Aşılmayan Yasal Engeller ve Sendikaların Taraf Sorunları başlığı altında bu sorular cevabını bulacaktır.

Görüşmek ümidiyle…

YAZI DİZİSİ

1-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Social profiles

Yazı Arşivi

Kategori yazıları