Türkiye’de Sendikaların Siyaset İlişkisi ve Siyasetin Memur Sendikacılığı Üzerindeki Etkileri (2)

Dünyada Terkedilen, Türkiye’de Devam Eden Doktriner (bağımlı) Sendikacılık Anlayışı: 1980’li yıllardan itibaren çoğulcu demokratik rejimli sanayileşmiş ülkelerde başlamak üzere sendika-siyaset ve sendika siyasi parti ilişkilerinin nitelik ve nicelik bakımında giderek “değişim sürecine” girdiği gözlemlenmektedir. Sendika-siyaset ve sendika siyasi parti ilişkilerinde görülen değişime neden olan unsurların başında küreselleşmenin etkisiyle kuşkusuz dünyada ideolojilerin güç kaybetmesinden gelmektedir. 

Dünya sendikacılığının büyük bir kısmını etkileyen, sendikacılığa doktriner bir çerçeve çizen Kıta Avrupa’sında taraftar bulan Marksist ideoloji ile diğer kıtalarda etkisini gösteren dinsel ve milliyetçi ideolojiler 1980 sonrası bireyci pazar ekonomisi karşısında güç kaybetmesi, sendikaların siyasal eylemlerinde ve siyasal partilerle ilişkilerinde ideolojik motiflerin giderek zayıflamasında önemli rol oynadı.

Sendikacılığın önemli referanslarından Marksist, dinsel ve milliyetçi ideolojilerin güç kaybetmesine paralel olan, felsefi eğilimi doktriner sendikacılık olan pek çok köklü sendika, yakın ilişkide oldukları partilerle ilişkilerini gözden geçirmek durumunda kalmıştır. Örneğin, İtalya’da İtalyan Genel İş Konfederasyonu CGIL, Portekiz’de Portekiz İşçileri Genel Konfederasyonu CGTP-IN, İspanya’da İşçi Komiteleri Konfederasyonu CCOO gibi sendikal üst örgütlerin partilerle ilişkilerini gözden geçiren sendikalar olarak gösterilebilir. 

1980 öncesinden ideolojik gerekçeli ara bağımlı ilişki modelinin tipik örneklerinden birini oluşturan “Portekiz İşçileri Genel Konfederasyonu) CGTP’nin İcra Komitesi Üyesi Jeronimo Rodrijues’in Türkiye’de katıldığı bir panelde yaptığı konuşma, bağımlılığa yakın arabağımlı sendika-siyaset parti ilişkilerinin 1980 sonrası gözden geçirildiğini vurgulayarak panelde, “Artık sendikaların siyasi partilerden bağımsız bir şekilde görevlerini yapmaları zamanı geldi” demiştir (Rodrijues, 1991: 108).

Yukarıda belirtilen sebepler ve gelişmeler ışığında artık doktriner sendikacılık anlayışını iflas ettiğinin sonucuna rahatlıkla varabiliriz. Dünyada bu gelişmeler yaşanırken ülkemizde hala etkisini yitirmediğini gördüğümüz doktriner sendikacılık anlayışının devam etmesi çalışanların şikayetlerine maruz kaldığını görmekteyiz.

Sendikalar, istihdam artırıcı önlemler alınması, ücretlerin günün koşullarına göre yükseltilmesi, vergi diliminde memurların muaf tutulması, çalışma şartları, haftalık çalışma saatlerinin azaltılması, mevcut çalışma yasalarının aksayan yönlerinin iyileştirilmesi gibi çalışanları doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren konularda iktidarları zorlamaları gerekmektedir.

Sendikalar, temsil ettiği çalışanların hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmekle görevli olsalar da hak kayıpları yaşansa bile siyasal partilerle kurdukları ilişkilerden dolayı ses çıkarmamayı ve de baskı uygulamamayı tercih etmektedirler.

Eşit Haklar Sendikası dahil olmak üzere son zamanlarda kurulan bir çok sendika 90’lı yıllarda kurulan sendikalardan farklı pragmatik (bağımsız) sendikacılık anlayışını sergilemektedirler. Artık dünyada siyasi partilerden bağımsız sendikacılık değer görmektedir. İdeoloji tandemli sendikalar duygusal tonla örgütlenmeyi kolaylaştırıcı olarak görseler bile kazanım noktasındaki noksanlıkları “bağımlı” olmaları sebebiyle bir süre sonra eleştiri odağı haline gelebiliyorlar. Zira günümüzde yaşanan sendikacılık buna uygun örnek gösterilebilir. Memur sendikacılığı yeni bir rota çizmesine mutlak ihtiyaç duymaktadır. Yaşanan memnuniyetsizlik çalışanları bir süre sonra sendikalara karşı olumsuz düşünceye sevk edebilir. Üyelerin asıl beklentilerini karşılamayacak doktriner sendikacılık, sığındığı ideoloji ya da beslendiği siyasal akımdan yeterli düzeyde karşılık bulamayınca zamanla çöküş sürecine girmesi kaçınılmaz olacaktır.

Son olarak Kamu çalışanları için önemli olan ancak bugüne kadar yetkili sendikanın fazla bir etkisini göstermediği memurlar arasında var olan mali ve sosyal hak eşitsizliğini ortadan kaldırabilecek bir kanuni düzenlemeden bahsedeceğim. 

4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun Kurum idarî kurulları başlıklı maddesi, “Madde 22 – Kurum düzeyinde kamu görevlilerinin çalışma koşulları ve kanunların kamu görevlilerine eşit uygulanması konularında görüş bildirmek üzere, eşit sayıda kamu işveren vekili ile en çok üyeye sahip sendikaca, üyeleri arasından belirlenen temsilcilerin katıldığı kurum idarî kurulları oluşturulur. Bu kurullar yılda iki kez toplanır.” Zikredilen maddeyi önemsediğimi, içeriğinde önemli hakları alabileceğimizi Toplu Sözleşme görüşmeleri dışında bir hak olduğunu ifade etmek istiyorum. Burada da anlaşıldığı üzere “kamu görevlilerin çalışma koşulları” ve “kanunların kamu görevlilerine eşit uygulanması” konusunda yetkili sendikaya çok önemli görevler düşmektedir. Özellikle bakanlıklar arası uygulanması gereken “eşit işe eşit ücret ilkesi”nin devreye sokulması konusunda görüş bildirme hakkı yetkili sendikaya tanınmıştır. Yetkili sendikanın bakanlıklara uygulanan farklı ücret politikasının sonlandırılması, sınıf ve meslek ayrımcılığının bitirilmesi konusunda ki istekliği ya da isteksizliği burada ortaya çıkmaktadır. Kurum İdare Kurulu raporlarını geriye doğru incelediğimizde “eşit işe eşit ücret ilkesi”nin neden uygulanmadığını, kamu görevlilerin çalışma koşullarının eşitlikten uzak, meslek ve sınıf ayrımının nasıl yapıldığını görebilmekteyiz. Toplu sözleşme konusunda Kanun koyucu sendikalara grevsiz toplu sözleşme hakkı verirken, toplu sözleşmeyi de “mali haklar”la sınırlandırarak etkisiz hale getirmiştir. Dolayısıyla Kurum İdari Kurulları görüşmelerinde toplu görüşmelere nazaran daha fazla hak verildiği görülmektedir.

Yaklaşık iki ay üzerinde durduğum bu önemli yazı dizisinin böylece sonuna gelmiş bulunuyorum. Umarım sizde keyifle yazılarımı takip etme fırsatını bulmuşsunuzdur. Yeni ve farklı yazılarımla inşallah yine karşınızda olmaya çalışacağım.

Görüşmek dileğiyle…

YAZI DİZİSİ

1-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (1)

2-Toplu Sözleşmeye Giderken; Sendikacılığın Doğuşu ve Türkiye’de Kamu Sendikacılığı (2)

3-Toplu Sözleşmede Aşılmayan Yasal Engeller Toplu Sözleşme Özerkliği ve Sendikaların Taraf Sorunu

4-Toplu Sözleşmenin Şekli, Arabulucu Sorunu, Süre Sorunu, İş Kolu ve İşveren Temsilcisi Sorunu

5-1980 Sonrası Yaşanan Küreselleşme ve Türkiye’de Memur Sendikacılığı Üzerindeki Etkisi

6-Türkiye’de Sendikaların Siyaset İlişkisi ve Siyasetin Memur Sendikacılığı Üzerindeki Etkileri (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menu
Social profiles

Yazı Arşivi

Kategori yazıları